En Büyük Kim?
İstanbul’da henüz depremden söz edilmezken, 1995 yılında, Sayın Emine Sabancı Kamışlı ile Aksigorta’da “Yangın, Deprem ve Sigorta” konulu bir çalışma başlatmıştık. Bu çalışmanın amacı, ilkokul ve ortaokullarda resim yarışması yaparak, öğrencilerin yangın ve deprem konularında eğitilmelerini sağlamaktı. Güzel bir organizasyon yapılmıtı. Önce İstanbul’da, sonra İzmir’de, ilkokul ve ortaokullar arası “Yangın, Deprem ve Sigorta” konulu resim yarışması düzenlendi, ödül alan ve dereceye giren resimler sergilendi.
Daha sonra Aksigorta içinde bir eğitim birimi oluşturuldu. Amaç, ilkokul öğrencilerine tatbiki olarak yangın ve deprem güvenliğini anlatmaktı. İlk birkaç okulda öğrencilere yangından nasıl korunacaklarını ve yangın çıkmaması için ne yapmaları gerektiğini ben anlattım. Bazı eğitimlere, Sayın Emine Sabancı Kamışlı bizzat iştirak etti. Sonraları, eğitimleri Aksigorta bünyesinde
yetişen elemanlar devam ettirdi. Okullardaki eğitimlerde bilgi vermek için bir araya topladığımız çocuklar, cıvıl cıvıl gözleri pırıl pırıldı. Gürültüyü kesmelerini sağlamak ve dikkatlerini çekmek için, “Bakalım kim bilecek. İtfaiyeciler neden kırmızı kemer takar, biliyor musunuz?” diye söze başlıyordum. Farklı cevaplar veren olsa da “Pantolonları düşmesin diye” bağıranlar çoğunluktaydı. Hep birlikte doğru bilenleri alkışladıktan sonra, peş peşe “Eskiden itfaiyecilere ne denirdi”, “itfaiyenin telefonunu bilen var mı”, “İtfaiye yangına gidince para alır mı” gibi sorular soruyordum. Daha sonra bütün cevapların “İtfaiye” olduğu sorulara geçiyordum. “Yangını kim söndürür”, “Kuyuya düşen, ağaçta kalan hayvanları kim kurtarır”, “Sel baskınlarında, çökmelerde kim yardım eder”, “Asansörde kalanları kim kurtarır”, “Hangi kuruluş ücret almadan yardıma koşar” şeklinde sorduğum sorulara hep bir ağızdan “İtfaiye” diyorlardı ve ben ara vermeden “En büyük kim” dediğimde, daha büyük bir coşku ve daha yüksek sesle “İtfaiye” diye bağırıyorlardı.
Bu eğitimlerde birtakım öğütler veriyordum. “Okulda, kâğıtları rastgele yerlere, merdiven boşluğuna atmayın. Atanlar varsa uyarmalı ve almalısınız. Kibritle oynamayın ve arkadaşlarınız arasında kibritle şaka yapmayın. Alarm verildiği zaman koşmayın. Yavaş yavaş sınıftan çıkın. Öğretmenlerinizin istediği gibi hareket edin. Sizler çocuk değilsiniz, artık abisiniz. Abiler çok şey bilir ve bildiklerini küçüklere öğretir. Bugün öğrendiklerinizi küçüklere öğreteceksiniz. Büyüklerinize sorun bilmiyorlarsa onlara da öğretin. Evde prizlere çivi sokmak tehlikelidir. Sobaların kapağını açmak, tüple oynamak, habersiz ocak yakmak çok tehlikelidir. Biliyorum siz kibritle oynamazsınız, kardeşleriniz oynarsa hemen elinden alın, onlara tehlikeli olduğunu söyleyin. Evdeyseniz ve yangın çıkarsa heyecanlanmayın. Önce başkalarına haber verin, evde kimse yoksa evden çıkın başkalarına yangın olduğunu söyleyin, itfaiyeyi yani 110 telefonunu arayın.
Evden çıkamazsanız pencereyi açın bağırın” diyordum. Arada parmak kaldırıp “Öğretmenim öğretmenim” diye bağıran öğrenciye söz verdiğimde de “Bizim komşunun oğlu Faruk, kibrit yaktı ben de ona yakma dedim” diyerek, hem bildiğini hem de söylediklerimi uyguladıklarını anlatanlar oluyordu. Bazen düşündüren, bazen güldüren sorularla karşılaşıyordum. Genellikle çocuk yaşta öğrenilen bilgiler unutulmaz, her zaman hatırlanır. Eminim her biri o günleri ve söylediklerimi hatırlıyordur, ama hiç biri beni hatırlamıyordur. Kim bilir her biri şimdi nerededir. Belki de bazıları benim anlattıklarımı, şimdiki çocuklara anlatıyordur.










