Yangınlara Dirençli ve Sürdürülebilir Orman Yönetim Modeli: 2021-2025 Analizi ve Öneriler

Yangınlara Dirençli ve Sürdürülebilir Orman Yönetim Modeli: 2021-2025 Analizi ve Öneriler

26 Haziran 2026 | DOSYA
43 kez okundu

WWF Türkiye

GİRİŞ

Türkiye genelinde 2021 yılında yaşanan mega orman yangınları, yalnızca doğal varlıklarımızı değil, aynı zamanda sosyal, ekonomik ve ekolojik dengeleri de derinden sarsmıştır. Bu yangınlar, orman ekosistemlerinin korunmasına yönelik mevcut yaklaşımların eksikliğini açıkça ortaya koymuş; yangınlara karşı daha dirençli ormancılık modellerinin geliştirilmesi, yangınla mücadele kapasitesinin artırılması ve afet öncesi, sırası ve sonrası süreçlerin bütüncül bir anlayışla ele alınması gerekliliğini gündeme taşımıştır. 2021’den 2025’e uzanan bu dört yıllık süreçte yaşananlar, sadece yangına müdahale kapasitesinin değil, aynı zamanda önleyici ormancılık uygulamalarının, rehabilitasyon çalışmalarının ve toplum temelli afet bilincinin ne derece önemli olduğunu bir kez daha kanıtlamıştır. Bu nedenle, 2025 itibarıyla, sürdürülebilir ve dirençli bir orman yönetimi modeli geliştirmenin, sadece çevresel değil, toplumsal ve ekonomik bir zorunluluk haline geldiği açıktır. Toplumsal fayda odaklı çalışmalarımız kapsamında, yaşamsal öneme sahip bu sorunları çok paydaşlı bir yaklaşımla ele almak amacıyla, ilgili kamu kurumları temsilcileri, akademisyenler ve sivil toplum kuruluşlarının katılımıyla geniş kapsamlı bir değerlendirme toplantısı gerçekleştirilmiştir. 

WWF-Türkiye’nin (Doğal Hayatı Koruma Vakfı) kolaylaştırıcılığıyla, OGM Ağaçlandırma Dairesi Başkanlığı, OGM Silvikültür Dairesi Başkanlığı, OGM Ekosistem Hizmetleri Dairesi Başkanlığı, OGM Orman Yangınlarıyla Mücadele Dairesi Başkanlığı, OGM İstanbul Orman Bölge Müdürlüğü Orman Yangınlarıyla Mücadele Şube Müdürlüğü, OGM Muğla Orman Bölge Müdürlüğü Orman Yangınlarıyla Mücadele Şube Müdürlüğü, TEMA Vakfı, Türkiye Ormancılar Derneği ve Ege Orman Vakfı’ndan temsilciler ile Prof. Dr. Ali Kavgacı (Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Gıda Tarım ve Hayvancılık Meslek Yüksekokulu), Doç. Dr. Oğuz Kurdoğlu (Karadeniz Teknik Üniversitesi Orman Fakültesi Orman Ekonomisi Anabilim Dalı) ve Prof. Dr. Doğanay Tolunay’ın (İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Orman Fakültesi Toprak İlmi ve Ekolojisi Ana Bilim Dalı) katılımları ile düzenlenen toplantıda, son dönemde yaşanan orman yangınları üzerine karşılıklı bilgi alışverişinde bulunulmuş; ortak sorunlara yönelik çözüm önerileri geliştirilmiş ve geleceğe dönük stratejik planlamaların temelleri atılmıştır. Böylece, tüm paydaşların katkılarıyla daha etkili ve sürdürülebilir çözümler üretilmesi hedeflenmiştir.

Orman yangınlarına yönelik yürütülen tartışmaların ve paylaşılan uzmanlıkların bir araya getirilmesiyle oluşturulan bu rapor, yangın öncesi hazırlık süreçlerinden yangın anındaki mücadeleye, yangın sonrası ekosistem onarımından yapısal zorlukların tespitine kadar geniş bir perspektifi kapsamaktadır. Çalışmada özellikle üç temel başlık altında çözüm odaklı değerlendirmelere yer verilmiştir: 

Yangını Önleme 

Yangına dirençli toplum yapılarının oluşturulması, yangına dayanıklı orman planlamaları, eğitim ve farkındalık çalışmalarının güçlendirilmesi gibi başlıklarda önleyici stratejiler tartışılmıştır. 

Yangınların Erken Tespiti ve Müdahale

 Türkiye’nin yangınla mücadele kapasitesi hem ulusal hem de uluslararası örneklerle karşılaştırmalı olarak ele alınmış; yangınla mücadelede kullanılan araç ve ekipmanların durumu, karşılaşılan aksaklıklar ve bu süreçlere yönelik çözüm önerileri sunulmuştur. Ayrıca yangınla mücadelede vazgeçilmez bir destek unsuru olan eğitimli gönüllüler sayesinde yangınlara daha hızlı müdahale edebilme ve yerel halkın bilinçlendirilerek olası felaketlerin önüne geçildiği, böylece afet yönetiminin etkinliğinin arttığı ve toplumun direnç seviyesinin önemli ölçüde yükseldiği hususları değerlendirilmiştir. 

Yeniden Ormanlaştırma 

Orman yangınlarının ardından bozulan ekosistemlerin onarımı, doğanın kendi kendini yenileme kapasitesinin desteklenmesi ve uzun vadeli onarım planlarının oluşturulması bu bölümün temel odakları arasında yer almıştır. Bu kapsamlı değerlendirme, yalnızca yangınlarla mücadelede kısa vadeli çözümler üretmeyi değil; aynı zamanda iklim değişikliği, kırsal kalkınma ve biyolojik çeşitliliğin korunması gibi çok boyutlu etkileri de göz önünde bulundurarak uzun soluklu stratejiler geliştirmeyi amaçlamaktadır. Elimizdeki bu çalışma, hem karar vericiler hem de sahada görev yapan uygulayıcılar için bir rehber niteliği taşımakta, aynı zamanda toplumun tüm kesimlerinin bu hayati meseleye dair ortak sorumluluk geliştirmesine katkı sunmayı hedeflemektedir.

1.YANGINLA MÜCADELE VE ORMAN YÖNETİMİNDE MEVCUT DURUM

Yangınlarla mücadele, yalnızca yangın çıktığında yapılan müdahalelerle sınırlı değildir. Aynı zamanda yangınları önleyici tedbirlerin sistemli bir şekilde güçlendirilmesi de büyük önem taşır. Günümüzde bu kapsamda, yangın önleme faaliyetleri arasında halkı bilinçlendirme ve eğitim çalışmaları yürütülmekte, ayrıca yanıcı madde yükünün azaltılmasına yönelik orman bakım çalışmaları ile yangın önleme tesislerinin kurulumu gerçekleştirilmektedir. Ancak yangın çıkmadan riskleri azaltmaya yönelik uygulamalara yatırım yapılması hem maliyetleri düşürecek hem de ormanların korunmasında daha etkili olacaktır. Örneğin; orman yangınları ile mücadelede 2024 yılında 3 günde söndürülen 4000 ha alan için toplam 190 milyon TL bütçe harcanmıştır. Bunun 178 milyon TL’si hava aracı giderlerine tahsis edilmiştir. Kalan küçük bir kısım ise yer ekipleri giderleri olarak kullanılmıştır. 

2025 yılı Orman Genel Müdürlüğü bütçe tahminine göre yalnızca hava aracı kiralama masraflarının 10 milyar TL’ye ulaşması öngörülmektedir. Bu artış, sürdürülebilir maliyet yönetimi açısından ciddi bir risk oluşturmaktadır. Artan maliyetler ve sınırlı kaynaklar, önleyici tedbirlerin güçlendirilmesini ve yangın riskinin sistematik olarak azaltılmasını zorunlu kılmaktadır. Bu çerçevede, hem maliyet etkinliğini artıracak hem de orman ekosistemlerini koruyacak stratejik önlemler geliştirilmesi kritik bir gereklilik olarak öne çıkmaktadır. Yangın riskini artıran çevresel, kurumsal ve toplumsal faktörler ile mevcut kapasite eksiklikleri aşağıda detaylandırılmaktadır. Ormanlarda yangın riskini artıran yanıcı madde yükü (ölü örtü, kuru ot ve çalılar), zamanında aralama ve gençlik bakımı yapılmaması nedeniyle, büyük oranda yerinde durmaktadır. Bu, yangınların hem çıkışını hem de yayılma hızını artıran temel faktörlerden biridir. İklim değişikliği ve arazi kullanım değişikliğiyle birlikte yeni bir yangın rejimi ortaya çıkmıştır.

Orman içi ve kenarı yerleşimlerde ormanı ve doğayı tanımayan yeni bir yerleşimci profili oluşmuştur. Orman içindeki yerleşim alanlarının sayısı giderek artmaktadır.  Son yıllarda çıkan yangınlarda genellikle 30 yaş altı ağaçlandırma alanları zarar görmüştür; bu da ormanlarda, gençlik ve sıklık çağlarında yapılması gereken seyreltme ve aralama çalışmalarını da kapsayan ciddi bir bakım eksikliğine işaret etmektedir.  2024 yılı sonunda tecrübeli orman işçilerinin emekli olması, sahada edinilmiş bilgi ve deneyimin kaybı açısından önemli bir boşluğa yol açmıştır.  Yeniden ormanlaştırma çalışmalarının yangın öncesi ekosistem hizmetleri ve biyolojik çeşitlilik unsurları gözetilerek yapılıp yapılmadığı konusunda toplumun ilgili kesimlerine yönelik bilgilendirmeler artırılmalıdır. 

Yangınlar gibi kritik konular medyada yeterince yer bulamamakta; siyasi gündem bu konuların önüne geçmektedir.  Yangınlarda desteğine ihtiyaç duyulan belediyelerin itfaiye teşkilatları, maddi kaynak, teknik donanım, personel eğitimi ve kapasitesi açısından orman yangınlarıyla mücadeleye uygun alt yapıya sahip değildir. Yangın esnasında farklı kaynaklardan yapılan bilgilendirmeler, karmaşaya, bilgi kirliliğine ve toplumsal infiale neden olmaktadır. Havaalanları ve orman yangınları dışında kalan yangınlara müdahale itfaiyenin görevidir; ancak büyükşehirlerin ve özel idarenin kapasitesinin orman dışı kırsal alanlardaki yangınlara müdahalede yetersiz olması nedeniyle OGM, valilik emriyle müdahale etmektedir. 

Yangınla mücadele birimlerinde görev yapan personel, diğer birimlerde çalışan personele kıyasla görev tanımı, sorumluluk düzeyi, çalışma koşulları ve risk faktörleri açısından önemli farklılıklar göstermektedir. Ancak bu farklılıklar, çoğu zaman maddi haklara, çalışma biçimine ve sosyal güvencelere yeterince yansıtılmamaktadır.

2.YANGINI ÖNLEME

Orman yangınlarıyla etkin mücadelede en kritik adım, yangın çıkmadan önce önleyici tedbirlerin alınmasıdır. Bu çerçevede yangına dirençli toplum yaklaşımı, bireylerin ve kırsal nüfusun riskleri tanıması, doğru davranış biçimlerini benimsemesi ve dayanışma içinde hareket etmesini hedefler. Yangına dirençli orman ise ekosistemlerin planlı ormancılık uygulamaları, uygun tür seçimi ve sürdürülebilir yönetim yöntemleriyle yangınlara karşı daha dayanıklı hale getirilmesini ifade eder. Tüm bu unsurların başarısı ise, yangın yönetiminde eğitim ve farkındalık çalışmalarının toplumun her kesimine yaygınlaştırılması ile mümkündür. Önleyici yaklaşım, yalnızca orman varlığının korunmasını değil, aynı zamanda can ve mal kayıplarının en aza indirilmesini sağlayacak güçlü bir temel sunar. Hem ormanların yangına karşı dayanıklılığını artırmak hem de toplumun risklere karşı hazırlıklı olmasını sağlamak amacıyla, önleyici tedbirler ve kritik uygulamalara ilişkin hususlar genel kapsamıyla aşağıda yer almakta, alt başlıklar kapsamında detaylandırılmaktadır.

Yangına dirençli ormanların oluşturulabilmesi için en uygun silvikültür yöntemlerinin bölgesel özelliklere göre belirlenerek uygulanması gerekmektedir. Özellikle genç ve sıkışık meşcerelerde bakım eksikliği büyük risk oluşturmaktadır.  Orman yangınlarıyla mücadelede alanında uzman akademisyenlerin, orman mühendislerinin ve ilgili meslek gruplarının sürece daha aktif şekilde dahil edilmesi, karar alma süreçlerinde bilimsel görüşlere yer verilmesi gerekmektedir.

Yangın riski yüksek alanlarda (yol ve yerleşim kenarları, elektrik nakil hatları vb.) ormanda biriken yanıcı maddelerin düzenli olarak uzaklaştırılması, yangın riskinin azaltılması açısından hayati önem taşımaktadır. Elektrik nakil hatlarının geçtiği güzergâhlarda yangın rejiminin değişmesiyle ortaya çıkan yeni risklerin yönetilmesi büyük önem taşımaktadır. Bu konuda elektrik hatlarının ormandan geçirilmemesi, yeraltına alınması, altlarının temizlenmesi, bakımlarının yapılması, hassas bölgelerde izleme sistemlerinin güçlendirilmesi gibi önlemler alınmalıdır. Söz konusu nakil hatlarının bakım ve onarım çalışmalarının düzenli olarak yapılması sağlanmalı, kırsal yerleşim yerlerinde vatandaşın bu konuda bilinçli bir takip mekanizması görevi üstlenmesi için bilinçlendirme çalışmaları yapılmalıdır. 

Kırsalda yaşayan nüfusun azalmasıyla birlikte, yangın öncesi alınacak önlemlerde köylü desteğinin zayıflaması, yerel erken müdahale kapasitesini düşürmektedir. Yerel halkın eğitimi ve gönüllülüğe katılımı teşvik edilmelidir. Bu nedenle önleyici tedbirler daha sistemli ve kurumsal hale getirilmelidir. 

Genç meşcereler (30 yaş ve altı) yangına karşı daha savunmasızdır. Bu meşcerelerin bakımlarının eksiksiz yapılması, yangınlara dirençli ormanların oluşturulması ve yangınların büyümesinin önlenmesi açısından önem taşımaktadır.  Tecrübeli orman personelinin emekli olması nedeniyle kaybolma riski taşıyan bilgi birikimi ve kriz yönetim becerilerinin yeni nesil ormancılara deneyim yoluyla aktarımı için mentorluk sistemleri geliştirilebilir. 

2021 yılındaki büyük yangınlar sonrasında medyanın orman yangınlarına ilgisi, bu konuya ayırdığı süre ve kaynaklar azalmış; bu durum kamuoyunun bilgilendirilmesini olumsuz etkilemiştir. Yazılı, görsel ve dijital medya bu konuda bilinçlendirilmeli, desteği sağlanmalı, konu uzmanları tarafından doğru bilgilendirme yapılmasına dikkat edilmelidir. 

Gönüllü bireylerin yangınla mücadelede etkili olabilmesi için, bireysel değil, organize ekipler halinde eğitim almaları ve sahada birlikte çalışabilecek kapasiteye ulaşmaları sağlanmalıdır. Orman içindeki yerleşim alanlarının (örneğin sitelerin) yangına karşı gerekli fiziki ve yapısal önlemleri alması ve bu alanların düzenli olarak denetlenmesi gerekmektedir. 

Belirli ormanlık alanlara girişlerde, mobil cihazlara SMS yoluyla otomatik bilgilendirme ve risk uyarılarının gönderilmesini sağlayacak bir sistem kurulması, bireysel farkındalığı artıracak ve erken uyarı imkânı sunacaktır. Yeni bir yangın hassasiyet haritası çıkarılmasına gerek bulunmamakla birlikte, mevcut haritalardaki hassasiyet seviyelerinin mevzuata uygun şekilde güncellenmesi gereklidir.  Yangınla mücadele eden personelin özlük haklarının iyileştirilmesi, personel motivasyonu ve görev etkinliği açısından elzemdir. Özellikle teknik personelin rotasyon vb. uygulamalarla yerlerinin değiştirilmesi yangınlarla mücadelede zafiyete yol açabilmektedir. Rotasyon uygulamasından vazgeçilmeli, yer değiştirmeye yönelik işlemlerin kış aylarında yapılmasına özen gösterilmelidir. 

Bazı durumlarda, büyüyen yangınların kontrol altına alınması mevcut söndürme imkânlarının ötesine geçtiğinde, yangının insan yaşamını ve yerleşim alanlarını tehdit etmeyecek şekilde doğal sınırlarına ulaşmasına izin verilmesi gerekebilir. Bu tür vakalarda, yangının kendi doğal seyrine bırakılması ya da stratejik olarak belirli bir bölgenin kontrollü şekilde yanmasına göz yumulması, örneğin karşı ateş yönteminin uygulanması, yangınla mücadelede etkin bir taktik olarak değerlendirilebilir. Böylece hem müdahale eden ekiplerin güvenliği sağlanmakta hem de yangının daha geniş ve riskli alanlara sıçraması önlenmektedir. Bu durum kamuoyuyla şeffaf şekilde paylaşılmalı, OGM bu konuda daha açık bir iletişim politikası benimsemelidir.

2.1. Yangına Dirençli Toplum

Köy ve yerleşim yerlerinin korunması için belediye itfaiye ekiplerinin ve özel idarenin kapasitesi artırılmalı, bu bölgelerdeki vatandaşın önleme süreçlerine ve kapasiteye aktif katılımı sağlanmalı, bu alanlara yönelik özel müdahale güçleri oluşturulmalıdır. Yerel yönetimler, belediyeler ve itfaiye teşkilatları, özellikle orman-yerleşim arakesitindeki konut ve tesislerde yürütülecek yangınlara yönelik farkındalık çalışmalarında daha aktif bir rol üstlenmeli; bu yolda gerekli düzenlemeler yapılmalıdır.  Yangın gönüllülüğü sistemi, yalnızca yangınla mücadelede değil, aynı zamanda farkındalık ve önleme çalışmalarında daha etkin kullanılabilmesi amacıyla gözden geçirilmeli ve revize edilmelidir. 

Yangın farkındalığı, okul öncesi eğitimden başlayarak tüm eğitim kademelerinde müfredatın yeniden düzenlenmesiyle artırılmalı; içeriklerin niteliği yükseltilmelidir. Öğretmenlerin bu konuda bilinçlendirilmesi ve eğitilmesi için daha fazla kaynak ve çaba ayrılmalıdır. İlgili kamu kurumları, sivil toplum ve akademisyenlerin medya mensuplarına yönelik ortak bilgilendirme çalışmaları ile medyada yangın okuryazarlığı güçlendirilmelidir.  Turizm tesisleri, yangınla mücadele çalışmalarına daha etkin bir şekilde dahil edilmeli; çalışanları doğru şekilde eğitilmeli, gerekli donanım sağlanmalı ve farkındalık düzeyleri artırılmalıdır. Turizm tesislerinin yangınlara karşı direncinin artırılması için, görev ve sorumlulukları daha net tanımlanmalı ve yerine getirilmesi sağlanmalıdır.

Yangınla ilgili eğitim ve farkındalık çalışmaları, yangın riskinin arttığı dönemlerde planlanmalı ve periyodik uyarılarla toplumun bilinci canlı tutulmalıdır.  Mahalle, köy ve diğer yerleşim alanlarında risklerin belirlenmesi ve farkındalığın artırılmasında, sivil toplum kuruluşları daha aktif ve organize bir şekilde görev almalıdır. Köyler, mahalleler ve yerleşim yerleri, hem yaşayanları hem de yapılarıyla birlikte yangına karşı dirençli hale getirilmelidir. Bu kapsamda gönüllülere eğitim verilmeli; gerekli donanım, ekipman ve altyapı sağlanmalıdır. 

Denetim ve ceza mekanizmaları, caydırıcılığı sağlayacak şekilde etkinleştirilmeli ve uygulanmalıdır. Yangınla mücadele ve çevrenin güvenli hale getirilmesi kapsamında, yerel ekiplerin aktif şekilde sürece dâhil edilmesi planlanmalı bu ekipler, özellikle yanıcı materyallerin alandan uzaklaştırılması gibi kritik görevlerde rol almalıdır. Aynı zamanda gönüllülerin daha düzenli ve sistematik bir yapıda koordine edilebilmesi amacıyla, yangına yakın bölgelerde bulunan gönüllülere SMS yoluyla bilgilendirme yapılmalı ve alana yönlendirmeleri onay kodu sistemiyle sağlanmalıdır. Bu yaklaşımla, gönüllülük sistemi dâhil tüm paydaşların etkin biçimde sürece katılımı hedeflenmelidir.

2.2. Yangına Dirençli Orman

Ormanların bakımları eksiksiz yapılmalıdır. Bunun için gerekli iş gücü sağlanmalı ve bakım sırasında elde edilen hammaddenin ekonomiye kazandırılması için uygun pazarlar oluşturulmalıdır.  Ormanlarda yangın riskini azaltmak amacıyla, hayvancılık faaliyetleri ve hayvancılığa yönelik desteklemeler yeniden düzenlenmeli; kontrollü otlatmanın sağlanması için gerekli adımlar atılmalıdır. Orman köylerinde otlatma alanları belirlenerek, orman yangınlarının önlenmesine katkı sağlanmalıdır. 

Yol kenarları ve enerji nakil hatlarının çevresi düzenli olarak temizlenmeli ve yanıcı maddelerden arındırılmalıdır. Belediyeler, yangın riski taşıyan alanlarda, elektrik hatlarının altı ve çevresinde bulunan kuru ot ve yanıcı materyallerin kontrollü şekilde temizlenmesi ve bakımının yapılmasında aktif rol almalıdır. Özellikle enerji nakil hatlarının bakım ve onarımı konusunda ilgili kurum ve kuruluşların sorumluluklarını yerine getirmesi sağlanmalıdır.  

Orman yangınlarını önlemeye yönelik olarak, denetimli yakma faaliyetlerine ilişkin yasal düzenlemeler oluşturulmalıdır. Yangın riski olan yol ve yerleşim yerleri gibi orman-yerleşim arakesitinde periyodik temizlik ve bakım çalışmaları yapılmalı, denetimli yakma ve diri örtünün parçalanması gibi yanıcı madde yönetimi yöntemleri yaygınlaştırılmalı ve bu süreçlere gönüllüler entegre edilmelidir. 

İmar mevzuatı gözden geçirilmeli ve ormana en az 100 m mesafeye kadar imar izni verilmemelidir. Bu alanlar tampon alan olarak korunmalıdır. Orman içindeki yerleşimler yangın riskini artırmaktadır. Ayrıca yangınlar sırasında öncelik yerleşimlerin korunmasına verildiğinden, daha fazla orman alanı zarar görebilmektedir. 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 16., 17. ve Ek 16. Maddeleriyle ormanlardan verilen maden ve diğer izinlerde ve izin süreçlerinde mutlaka çok detaylı, titiz ve çok boyutlu bir orman yangını risk değerlendirmesi yapılmalı, en düşük düzeyde dahi olsa yangın riskini artırma ihtimali olan tesislere katiyen izin verilmemelidir. 

2-B olarak adlandırılan 1981 yılından önce orman niteliğini kaybetmiş alanlar satılmıştır. Bu araziler ormanla iç içe olduğundan yangın riskini arttırmamak için imar izni verilmemelidir. Ormana yakın binalarda yangınlara dayanıklı malzeme kullanımı zorunlu hale getirilmeli, yangın riskini artıran yanıcı madde depoları, bahçe düzenlemeleri için kurallar getirilmeli ve denetlenmelidir. Orman içi ve kenarındaki evler, binalar ve tesisler için DASK sigortasına benzer bir sigorta sistemi oluşturulmalıdır.

2.3 Yangın Yönetiminde Eğitim ve Farkındalık

Yangın işçilerine yönelik bölgesel eğitim merkezleri oluşturulmalı, bu merkezlerde verilen eğitim içerikleri değişen şartlara ve bölgesel özelliklere göre belirlenmeli ve sürekli olarak güncellenmelidir. Yangınla mücadele alanında uzmanlaşma teşvik edilmeli ve bu alanda profesyonelliğin gelişmesi özendirilmelidir. 

Sivil toplum kuruluşları ile akademik çevreler ortak bir platform kurarak, kitle iletişim araçları aracılığıyla doğru ve güvenilir bilgilerin topluma yayılmasını sağlamalıdır. STK’larla iş birliği yapılarak, eğitim ve tatbikatlar düzenlenmelidir. Yerel halkın sürece aktif katılımı teşvik edilmelidir. Herhangi bir kuruma bağlı ya da sisteme entegre olmayan kişilerin yangınla mücadeleye bireysel olarak katılmalarının sakıncaları konusunda toplumsal farkındalık oluşturulmalıdır. 

Okullarda farkındalık ve önlemeye yönelik çalışmalar yürütülmeli; öğretmenlerin eğitilmesi yoluyla orman farkındalığı artırılmalıdır. Özellikle kırsal alanlarda (köyler, muhtarlıklar) ve yerleşim alanlarında (siteler, apartman toplulukları) yangın risklerine karşı hazırlıklı ve dayanıklı bir yapı kurulmalıdır. Bu tür bir dirençlilik, sadece itfaiye veya devlet kurumlarının değil, halkın da sürece aktif katılımını gerektirir. 

 Gönüllüler arasında çok nitelikli, istekli bireyler yer almaktadır. Ancak sistematik bir eğitim ve sertifikasyon süreci kurulmadığı için kapasiteleri etkin kullanılamamaktadır. Gönüllü eğitiminde sayıya odaklanılmıştır. Ancak eğitimlerin daha etkin olabilmesi için içerik ve yöntemlerin revize edilmesine ihtiyaç bulunmaktadır. Bu süreç sonunda gönüllüler, yalnızca yangın anında değil, orman bakım çalışmaları ve risk azaltma faaliyetlerinde de aktif görev almalıdır.

3.YANGINLARIN ERKEN TESPİTİ VE MÜDAHALE

Yangına müdahale (söndürme), orman ekosistemlerinin korunması ve insan yaşamı ile yerleşim alanlarının güvenliğinin sağlanması için kritik bir süreçtir. Yangın sırasında alınacak hızlı, koordineli ve bilimsel temelli önlemler; yangının büyümesini engellemek, can ve mal kaybını en aza indirmek ve ekosistemdeki tahribatı sınırlamak açısından büyük önem taşır. Bu kapsamda erken uyarı sistemleri, doğru ekipman kullanımı, kurumlar arası işbirliği ve toplumun bilinçlendirilmesi, etkili bir yangın söndürme stratejisinin temel unsurlarını oluşturur. Orman yangınları, iklim değişikliği ve artan insan faaliyetleriyle birlikte Türkiye’nin karşı karşıya olduğu en önemli çevresel tehditlerden biri haline gelmiştir. Yangınların sadece ekolojik değil, ekonomik ve toplumsal boyutları da dikkate alındığında, mücadele sürecinin çok boyutlu ve bütüncül bir yaklaşımla ele alınması kaçınılmazdır. Türkiye, köklü bir ormancılık geleneği ve güçlü kurumsal yapısı sayesinde yangınla mücadelede önemli bir kapasiteye sahip olmakla birlikte, mevcut uygulamaların etkinliği ve koordinasyonu konusunda geliştirilmesi gereken unsurlar bulunmaktadır. Bu kapsamda öncelikle, ormanların parçalanma hızının artış gösterdiği günümüzde, bu sürecin önüne geçilmesi büyük bir önem taşımaktadır. Koruma politikalarının güçlendirilmesi, planlı arazi kullanımı ve sürdürülebilir ormancılık uygulamaları ile orman bütünlüğünün korunması sağlanmalı, gelecek nesillere sağlıklı ve dirençli orman alanları bırakılmalıdır.

3.1 Yangınla Mücadelede Uluslararası İyi Örneklerden Faydalanılması

Her ülkenin iklim, arazi yapısı, ormanların tür ve bileşimi, sosyoekonomik durumu farklı olduğu için ekip, araç gereç, uçak, helikopter, yanan orman alanı gibi göstergeler üzerinden yapılan karşılaştırmalar her zaman doğru çıkarımlar vermeyebilir. Öte yandan benzer koşullara sahip ülkelerin orman yangınlarıyla mücadele ve risk yönetimi yaklaşımları incelenerek iyi örnekler ülkemize aktarılması yararlı olacaktır. Bu konuda özellikle ABD ve İspanya’da orman yangınları farkındalığını arttırmaya yönelik iyi uygulama örnekleri bulunmaktadır. 

Uluslararası deneyimler ve iyi örnekler, orman yangınlarıyla mücadele politikalarında, müdahale kapasitesinin artırılmasına odaklanan yaklaşımların ötesine geçilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Bu doğrultuda da yangın öncesi risk azaltımını, bütüncül risk haritalarının oluşturulmasını, erken uyarı ve izleme sistemlerinin güçlendirilmesini, yerel yönetimlerin ve kırsal toplulukların sürece aktif katılımının sağlanmasını önceliklendiren yaklaşımlar, etkin yöntemler olarak öne çıkmaktadır.

3.2. Yangınla Mücadele Araçları: Türkiye’deki Durum ve Eksiklikler

OGM’nin yangınlarla ilgili verileri belirli aralıklarla, düzenli olarak paylaşması sağlanmalıdır. Bir taraftan mükerrer çağrıların önlenmesi açısından avantaj sağlayan 112 Acil Çağrı Hattı’nın, mevcut kullanım biçiminin yangına müdahale süresini uzattığı yönündeki eleştiriler ciddiye alınmalı ve bu gecikmenin giderilmesine yönelik önlemler alınmalıdır. Yangınla mücadelede komuta ve koordinasyon yapısı, OGM’nin mevcut kurumsal gücünü ve deneyimini temel alarak, saha koşullarına uygun, hızlı ve etkin karar almayı sağlayacak şekilde dinamik bir yapıya kavuşturulmalıdır. Bu kapsamda, bölgesel müdahalelerde yangın anındaki komuta yetkisi, mevcut unvan ve görev çizelgelerinin ötesinde, olayın niteliğine göre en yetkin ve deneyimli personelin liderliğinde yürütülebilecek şekilde yapılandırılmalıdır. Orman köylüleri, gönüllülük esasına dayalı sistemlere entegre edilerek yangınların önlenmesi, söndürülmesi ve yangın sonrası restorasyon süreçlerine aktif biçimde dahil edilmeli, ihtiyaç duyulması hâlinde yasal düzenlemelere gidilmelidir.

Ormanlara sınırı bulunan tüm yerleşim birimleri, siteler ve turizm tesisleri, yangın önleme ve yangınla mücadele süreçlerine entegre edilmelidir. Bu kapsamda özellikle ciddi eksiklik olduğu görülen büyük tesisler, önleme ve mücadelede pasif rolden çıkarılıp daha etkin rol oynamaları sağlanmalıdır. Orman yangıları ve kırsal yangınlara müdahaleden farklı kurumlar sorumlu olsa da bu yangınlara müdahale çoğunlukla ortaklaşa yapılmaktadır. Mega yangınlarda ise sorumlu OGM, belediye ve il özel idarelerinin yanı sıra; STK’lardan, özel sektörden ve diğer kamu kurumlarından araç, gereç ve personel desteği olabilmektedir. Bu kurumlar arasındaki iletişim, araç kapasiteleri, araçların araziye uygunluğu, araç parçalarının diğer kurumlar araçlarıyla benzerliği, ortak yangın harekât merkezi oluşturulması gibi konular yangın öncesi dönemde gözden geçirilmelidir. Yangınla mücadele ihtiyaçları doğrultusunda OGM’nin makine parklarının güncel ve yeterli seviyede olması ilkesi devam ettirilmeli, söz konusu yatırımlar tasarruf tedbirlerine konu edilmemelidir.

3.3. Yangınla Mücadeleye Yönelik Çözüm Önerileri

Büyük ölçekli yangınlardan elde edilen tecrübelerin iklim değişikliğiyle birlikte yangın riski artan yeni bölgelere (örneğin Batı Karadeniz, Güney Marmara ve İç Ege) aktarılması gerekmektedir. Bu bölgelerde, geçmişte büyük ölçekli yangın tecrübesi bulunmamaktadır. Ülke genelindeki yangın sayısının azaltılması orman yönetimi ve yangınla mücadele stratejilerinin temel hedeflerinden biri olmalıdır. Aynı anda çok sayıda yangın çıkması, bu yangınlara yönlendirilecek personel, araç - gereç, hava araçlarına ilişkin yönetimsel kararlarda yangın tehlikesinin hızlı bir şekilde değerlendirilmesini gerektirmektedir. Bu amaçla karar destek sistemleri iyileştirilmelidir. Meteorolojik koşulların mevsimsel, haftalık ve günlük değerlendirmeleri yapılarak başka bölgelerden araç ve personel kaydırılmasına ilişkin kararlar, bu değerlendirmelere göre yapılmalıdır. Yangınla mücadele personelinin kişisel donanımları, günümüz koşullarına ve teknolojik gelişmelere uygun şekilde güncellenmelidir. Erken uyarı sistemleri, yapay zeka ile risk değerlendirmesi ya da yangın bombaları gibi yenilikçi teknolojilerin yaygınlaştırılması önemlidir, ancak bunlar bütüncül bir mücadelenin bir parçası olarak ele alınmalıdır. Örneğin orman yangınları erken uyarı sistemiyle belirlense de orman yolları yetersizse ya da bakımsızsa, hava şartları helikopterlerin havalanmasına uygun değilse erken uyarıya rağmen yangınlar büyüyecektir.

Yangın söndürme çalışmalarında en etkili unsur, iş gücü ve yer ekipleridir. Bu ekiplerin yeniden organize edilmesi, sayılarının artırılması, görev tanımlarının daha net ve spesifik hâle getirilmesi ve fiziksel/techizat açısından güçlendirilmesi gerekmektedir. Kimi durumlarda enerjisini alıp büyüyen yangınlarla mücadele etmek yerine, riskli bölgeleri korumaya almak daha doğru bir strateji olabileceğinden, bu durum kamuoyu ile açık ve doğru bir şekilde paylaşılmalıdır.

4. YENİDEN ORMANLAŞTIRMA

Yangın sonrası yeniden ormanlaştırma, sadece yanan alanların yeniden ağaçlandırılması değil; toprak, su, biyolojik çeşitlilik ve insan yaşamı arasındaki hassas dengenin yeniden kurulmasını hedefleyen kapsamlı bir süreçtir. Orman yangınları, doğal döngülerin bir parçası olabilse de günümüzde artan sıklıkları ve şiddetleri nedeniyle ekosistemlerin kendi kendini yenileme kapasitesini zorlamaktadır. Etkilenen alanların giderek artması da bu baskıyı daha da derinleştirmektedir. Bu nedenle, yangın sonrası onarım çalışmaları ekolojik temelli, bilimsel verilerle desteklenen ve yöre insanlarının ihtiyaçlarını gözeten bütüncül bir yaklaşımı gerektirir. Bu kapsamda, aşağıda yer alan ilkeler ve uygulama önerileri, yangın sonrası doğa dostu rehabilitasyon çalışmalarına yol göstermektedir.

Doğal ormanlar, yüzyıllar içinde bulundukları bölgenin ekolojik, iklimsel ve çevresel koşullarına uyum sağlayarak oluşmuştur. Bu nedenle yanan doğal ormanların mümkün olduğunca doğal olarak yangına dirençli yeniden ormanlaştırılmasına dikkat edilmeli, tür değişikliği yapılmasına yönelik toplumsal baskılar karşısında ise doğru ve bilimsel bilgilendirme yapılmalıdır. Ormancılık politikaları, iklim değişikliğine uyum sağlayacak şekilde güncellenmelidir. Yangın sonrası yapılan ekosistem onarımı çalışmalarında da bu yeni iklim koşulları mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır. Mega orman yangınlarının her yıl olabileceği dikkate alınarak tohum stokları ve fidan üretimi artırılmalıdır. OGM, yangın sonrası onarım çalışmalarını üç temel kategoride yürütmektedir: kendi haline bırakma, tohum ekimi ve toprak işleme sonrası dikim (ağaçlandırma). Ağaçlandırma kapsamında özellikle kızılçamın yetişme sınırları yükseldikçe, alt kuşaklarda yeni türlere geçiş için hazırlık yapılmalı veya sert yapraklı orman ve makiliklerin egemenliğinde bir vejetasyon yapısına dönüşümün de kabul edilebileceği bir yaklaşım olarak benimsenmelidir.

Bu üç yöntemin amaçları, uygulama kriterleri ve gerekçeleri konusunda topluma açık ve doğru bilgiler verilmelidir. Ekosistem onarımı çalışmalarında doğanın kendi süreçleri taklit edilmelidir; bu amaçla ekoloji ve orman restorasyonu konusunda uzman kişilerden mutlaka destek alınmalıdır. Bu yaklaşım doğrultusunda, ekosistem bütünlüğünü koruyarak yaban hayatını destekleyen çözümler üretilmelidir. 

Yangın sonrası bölgelerde dere kenarlarında oluşan doğal bitki örtüsü (vejetasyon) korunmalı ve desteklenmelidir. Ayrıca ağaçlandırma çalışmalarında %15 oranında av ve yaban hayatını korumaya yönelik tür seçimi yapıldığı OGM tarafından açıklanmaktadır. Seçilen bu ağaç türlerinin yaban hayvanları için yapılmış bilimsel çalışmalarla ortaya konulan yeni verileri göz önüne alarak güncellenmesi gerekmektedir. Yaban hayatının korunması ve eski haline dönmesi için gerekli önlemler eksiksiz olarak uygulanmalıdır. Örneğin orman içi açıklıklar, taşlık kayalık alanlar, dere vejetasyonu korunmalı, hayvanların hareketini kolaylaştırmak için ekolojik koridorlar oluşturulmalıdır. Yangın sonrası en önemli sorunlardan biri, yanmış ağaçların alandan çıkartılmasıdır. 

Yanmış ağaçların ormandan çıkarılması yanıcı madde yükünün azaltılması için gerekli olduğu gibi, ekonomik olarak da değerlendirelebilmektedirler. Mega yangınlardan sonra yanmış ağaçların ormandan çıkarılması uzun sürebilmektedir. Bu durum, doğal olarak gelen fidanalara zarar verebilir. Ayrıca kesilen ağaçların taşınması sırasında orman toprakları da zarar görebilmektedir. Bu nedenle kesim planlaması yapılması, toprağa ve fidanlara zarar verilmemesi için ağaçların havai hatlarla çıkartılması gibi uygulamaların yapılması, özel şirketlere ihale edilen kesim işlemlerinin denetlenmesi gerekmektedir.

Toprak kaybı, erozyon, sel ve taşkın risklerine karşı önleyici tedbirler alınmalı ve bu tür tehditlerle mücadeleye öncelik verilmelidir. Bu kapsamda toprak işleme faaliyetleri de en aza indirilmelidir. DSİ, belediyeler gibi kurumlarla ortaklaşa çalışılmalıdır. Orman içinden geçen dere ve su yolları korunmalı, üzerindeki baskılar azaltılmalıdır. Makilik alanların ekolojik değeri topluma anlatılmalı; bu alanların korunması gerektiği konusunda bilinçlendirme yapılmalıdır.

Ormanların yaşlanmasına (olgunlaşmasına) izin verilmelidir; erken kesim uygulamaları azaltılmalıdır. Orman içi açıklık alanlar, yangınların yayılmasını sınırlandıran doğal bariyerler oluşturarak yangın yönetimine katkı sağlar. Ayrıca yaban hayvanları için doğal bir toplanma, beslenme ve barınma alanı olarak ekolojik işlev görür. Bu tür açıklıkların ekosistemdeki rolü göz önünde bulundurularak, rehabilitasyon planlamasında özel olarak korunmaları ve gerektiğinde kontrollü şekilde yeniden oluşturulmaları gerekmektedir. 

Yangın sonrası onarım, yangın sonrası dirençli orman kurma prensiplerini gerçekleştirme açısından önemlidir. Bu kapsamda, yangın riski yüksek alanlarda, doğal ve tutuşma zamanı daha geç olan türlerle şeritler oluşturulabilir (mazı meşesi, palamut meşesi ve Türk meşesi gibi). Geniş alanlarda tek türün egemen olduğu ormanlar yerine, dışarıdan tür getirilmeden doğal ekosisteminde mevcut olan türlerle farklı vejetasyon tiplerinin yanyana ve iç içe olduğu bir peyzaj oluşturulabilir.


 

İlginizi çekebilir...

Allianz Yükselen Risk Trendleri Raporu 2025: Orman Yangınları Yükselen Yeni Küresel Risk

Allianz Commercial'ın "Yükselen Risk Trendleri 2025" (Emerging Risk Trend Talk) raporu, şiddeti ve sıklığı artan orman yangınlarını kürese...
16 Temmuz 2025

Endüstriyel Yangınlar ve Patlamalar 2023 Yılı Raporu

Bilimin ve teknolojinin gelişmesine paralel olarak endüstriyel tesislerin kullanımını arttırdığı kimyasallar ve kimyasal işlemler, bir yandan üretim s...
21 Ağustos 2024

MTMD 2022 Yılı Envanteri

MTMD Üyelerinin 2022 yılına ilişkin verilerinden oluşan envanter çalışması tamamlandı. 2022 yılına ait envanter verileri 24 üye firmanın katılımı ile ...
19 Şubat 2024

 
Anladım
Web sitemizde kullanıcı deneyiminizi artırmak için çerez (cookie) kullanılır. Daha fazla bilgi için lütfen tıklayınız...

  • Boat Builder Türkiye
  • Çatı ve Cephe Sistemleri Dergisi
  • Enerji & Doğalgaz Dergisi
  • Enerji ve Çevre Dünyası
  • Su ve Çevre Teknolojileri Dergisi
  • Tersane Dergisi
  • Tesisat Dergisi
  • Yalıtım Dergisi
  • YeşilBina Dergisi
  • İklimlendirme Sektörü Kataloğu
  • Yangın ve Güvenlik Sektörü Kataloğu
  • Yalıtım Sektörü Kataloğu
  • Su ve Çevre Sektörü Kataloğu

©2026 B2B Medya - Teknik Sektör Yayıncılığı A.Ş. | Sektörel Yayıncılar Derneği üyesidir. | Çerez Bilgisi ve Gizlilik Politikamız için lütfen tıklayınız.

0,172 sn