Yangın ve Güvenlik Dergisi 204. Sayı (Ocak-Şubat 2019)
6 Yangın ve Güvenlik / Ocak - Şubat 2019 yanginguvenlik.com.tr ANILARDAN YANAN GEMIYI KUMLA SÖNDÜRMEK? Prof. Dr. Abdurrahman KILIÇ B ir Çin atasözü; “Bilmeyen ve bilmediğini bilmeyen aptaldır, ona karşı dikkatli ol. Bilmeyen ve bilmediğini bilen temizdir, ona öğret. Bilen ve bildiğini bilmeyen uyuyordur, onu uyandır. Bilen ve bildiğini bilen bil- gedir, onu takip et” der. Çevremizde bildiğini sanan, bilmediği bilmeyen, akıl vermekten hoşlanan tehlikeli kişilerin sayısı az değildir. İlginç anılarımdan birini İstanbul Boğazı’ndaki büyük gemi yangınında yaşadım. İstanbul’un en büyük tehli- kelerden biri 13 Mart 1994 günü saat 22:20'de İstanbul Boğazı’nda meydana gelmişti. Yaşadığım yüzlerce yangınlar içinde en uzun süreni ve belki de en risklisiydi. Karadeniz'den Marmara'ya geçmek üzere İstanbul Boğazı'na gi- ren Kıbrıs Rum Bayraklı NASSIA adlı ham petrol yüklü tanker ile Marma- ra'dan Karadeniz'e çıkmakta olan aynı ülke bayraklı SHIPBROKER adlı kuru yük gemisi, Boğazın Hamsi Limanı-Fil- burnu hattında çarpıştılar. Ham petrol dökülerek yanmaya başladı. Petrolün Boğazın kıyılarına yayılmasını önlemek için tankeri kurtaran gemileriyle boğaz- dan Karadeniz’e çektirdik. Tehlike İstan- bul’dan uzaklaştırıldı ama yakıtın deni- ze dökülüp kirletmemesi için yangının söndürülmesi gerekiyordu. Yangın çok büyüktü. Yanan petrolün sıcaklığından çelik sac eriyip dökülüyor, kuvvetli esen rüzgâr söndürmeyi zorlaştırıyordu. Uykusuz ve yorgun yangının sön- dürülmesini idare etmeye çalışıyordum. Yangının üçüncü günüydü, sırılsıklam olmuş ve üşümüştüm. Tankeri yakla- şık bir kilometre mesafeden askeri Işın Kurtarma gemisi takip ediyordu. Bir ara askerler bir botla içinde bulunduğum söndüren gemisine yanaştı. Neden geldiklerini merak ettim. Bir mesaj ge- tirdiklerini düşünüyordum. Meğerse as- keri gemide bütün telsiz konuşmalarını dinliyorlarmış, benim yorgunluğumu ve ıslandığımı anlamışlar. İsmini bilme- diğim geminin komutanı bana elbise göndermiş. Askeri parka ve elbise ile komutanının selamını ve tebriklerini ge- tirdiklerini söylediler. Bu olay beni çok duygulandırdı ve mücadele gücümü artırdı. Hatta başbakanı bu elbise ile karşıladım. Yangının dördüncü günü akşamı vali Sayın Hayri Kozakçıoğlu aradı bir şeye ihtiyacım olup olmadığını, yangı- nın ne durumda olduğunu sordu. Ken- disine sabaha karşı söndüreceğimizi söyledim. Pek inanmadı, ama gerçek- ten yangını sabaha karşı söndürdük. Sabahleyin aradım ve söndürdüğümü- zü söyledim, çok mutlu oldu. Başbaka- nın beni görmek istediğini, helikopter ile gelip beni götüreceğini söyledi. He- likopterle Kilyos sahiline geldi ve bera- ber Atatürk Havaalanı’na gittik. Havaa- lanında başbakan Sayın Tansu Çiller ile görüştük. Başbakan elini omzuma attı ve her zamanki tavrı ile basın mensup- larına “Arkadaşlar yangını söndürdük” dedi. Söndürme sırasında, söndürme- yi nasıl yapmamız konusunda onlarca telefon geldi. Sadece Başbakanlık ve vilayet aracılığıyla arayanlara cevap veriyordum. Başbakanlıkta ve vilayette bizim bilmediğimizi veya önerilerin uy- gun olduğunu sanıyorlardı. Kimi neden köpükle müdahale etmiyorsunuz diye, kimi neden gemiyi batırmıyorsunuz diye arıyordu. Öylesine yüksek sıcak- lık vardı ki köpüğün yangına ulaşması mümkün değildi. Gemiyi batırmak ise çevre felaketine yol açabilirdi. En ilginç öneriyi bir makine mü- hendisi yaptı. Başbakanlıktan arıyoruz dediler ve telefonu bağladılar. Arayan kişi kendisinin makine mühendisi oldu- ğunu yangın söndürmeyi iyi bildiğini söyledikten sonra “Gemiyi su ile sön- düremezsiniz, Kilyos sahilinde kum var, oradan kum getirip yangının üzerine atarsanız hemen söndürürsünüz” dedi. Yüksek sıcaklık nedeniyle römorkör- lerin tankere 30-40 m’den daha fazla yaklaşması mümkün olmadığı gibi kum atmak ayrı bir problemdi. Zaten kum yakıt tanklarının dibine doğru gider, oysa yanma her zaman yakıt tankının üst yüzeyinde olur. Biraz fazla kum atılırsa da gemi batar ve tonlarca yakıt Karadeniz’i adı gibi kapkara yapardı. Yorgun ve uykusuzdum, bu kadar saç- ma bir öneriyi hiç duymamıştım. Tüm konuşmaları dinledikten sonra nereden mezun olduğunu sordum. Benim bu- lunduğum İTÜ Makine Fakültesi'nden mezun olmamıştı. “Sen makina mühen- disisin ben de Makine Fakültesi öğretim üyesiyim. Eğer benim Fakültemden mezun olsaydın, seni mezun ettiğimiz ve senin hocan olduğum için kendim- den nefret ederdim. Sen bilgini kendi- ne sakla!” dedim ve telefonu kapattım. Sonra da söylediklerim ve telefonu yü- züne kapattığım için üzüldüm. Vilayetin santraline bundan sonra vali hariç bana kimseyi bağlamamalarını söyledim. n
Made with FlippingBook
RkJQdWJsaXNoZXIy MTcyMTY=